Miami Downtown
Amerika Birleşik Devletleri
|
Yanılmıyorsam 1996 yılı idi. Bir grupla beraber Miami’ye akşamüstü indik ve ılık bir karanlık örtüsünü ‘The Strip’ üzerine yavaşça sererken Riu Hotel’e yerleştik.
Zaman farkı ve uzun yoldan dolayı yorgunduk. Yumuşak yataklarımıza kavuşup ‘boğazlar sorunu’ ile fazla uğraşmadan hemen derin bir uykunun kollarına bıraktık kendimizi. Rüyamda Langabostan tarlalarında hıyar toplarken gördüm kendimi. “Hıyardır İnşallah” diyerek gün doğmadan uyandım.
Teselliyi sabah kahvaltısında buldum ve sonrasında şehir turumun hareket saatine kadar geniş lobide ender bulunan koltuklardan birine attım kendimi. Miami’de özellikle yaşlılar, evlerinde klima yoksa sıcak ve nemli yaz aylarında bu nimetten yararlanabilmek için büyük otellere kapağı atarlar, akşama kadar uyuklarlar. Hemen her otelin girişinde rastlayabilirsiniz benzer görüntülere. Kanunen de dışarıya çıkartılamadıkları için, oteller kurtuluşu lobide neredeyse hiç bir koltuk bırakmamakta bulmuşlar.
|
Çevremdeki diğer yaşlılar ile kafam öne düşüp düşüp duruyor. Bir süre sonra dalmışım. Garip ve kesik rüyalar görüyorum, yarı uyur yarı uyanık.
Galiba bir maskeli balodayım. Herkes değişik kıyafetlerle gelmiş. Ufak tefek bir zenci, ya da artık Amerikalı’ların söylediği gibi bir ‘Afro-Amerikan’, üzerine yemyeşil bir salatalık kostümü giymiş, ortalarda dolaşıyor ve sağa sola laf atıyor :
- “Hey koçum, naber? Ben bir hıyarım.”
Kendi kendime “rüyamda da olsa bir zenci Türkçe konuşamaz, herhalde seslendirme yapılmış” diye düşünüyorum…
Sonra uyandım. Tekrar lobide rahat koltuğumdayım. Ama adamın sesi hala kulağımda :
- “Ben bir hıyarım, sen de bir hıyarsın!”
“Allah Allah” diyorum. Hey makinist! Görüntü gitti, ses hala devam ediyor… Şöyle bir arkamı döndüm ki rüya sandığım manzara tam önümde. Gerçekten kısa boylu bir otel çalışanı, bagajlara yardımcı olan sevimli bir otel görevlisi yemyeşil üniforması ile, yavaş yavaş aşağı inen grubumun arasına girmiş, onlara Türkçe takılıyor :
- “Ben bir hıyarım koçum!”
Herkes gülüyor. Olay yeri tutanağına ben de katılıyorum. Bizimkilere sorduğumda, bir gün önce oteli terk eden başka bir Türk grubunun iyi bir şeymiş gibi kendisine bu sözleri bellettiklerini anlıyorum.
Genç çocuk o kadar sevimli ki gülerek ağzını açtığında, bembeyaz otuz iki dişi de adeta neşe saçıyor ortalığa. Gözleri ışıl ışıl yanıyor. Adını soruyorum.
- “Elvin” diyor.
Elvin Belize’li. Orta Amerika’dan. Bu yardımsever genç adam hem işini çok iyi yapıyor, hem de mutlu ve basit bir hayat sürüyor. Elvin’i kenara çekiyorum. “Çok sempatiksin, ama gel sana daha güzel sözler öğretelim. Bunlarla şaşırt oteline gelen Türk gruplarını.”
Daha sonraki günlerde, “Nasılsınız, yardım ister misiniz, iyi yolculuklar, Şemsi Paşa Pajas… Şemşi Pasa Paş… Şemsi Paşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler” gibi 3-5 cümleyi yazdığım kağıdı sıkıştırıyorum eline. Dünya üzerinde “okunduğu gibi yazılan neredeyse tek dilin Türkçe olduğu” konusunda uzun ve teknik bir dilbilgisi konferansını da ihmal etmiyorum.
Otelden ayrılırken vedalaşıyoruz. Valiz taşımak kadar sade de olsa işini iyi, çok iyi yapanların nasıl unutulmadıklarını bir kez daha görüyorum. Martin Luther King demişti değil mi?
“Eğer sizden sokakları süpürmeniz istenirse, Michaelangelo'nun resim, Beethoven'in beste yaptığı veya Shakespeare'in şiir yazdığı gibi süpürün… O kadar güzel süpürün ki, yerdeki ve gökteki herkes durup 'Burada işini çok iyi yapan büyük bir çöpçü yaşıyormuş' desin.“
Elvin’in yüzü çocukluğumuzun Mabel sakızları resmi gibi kazınıyor beynime.

Aradan tam 11 sene geçmiş. Karayip adalarına gemi ile yapacağımız bir gezi öncesi yine Miami’de soluklanıyoruz. Bu sefer şehir merkezinde Radisson Downtown’dayız.
Oda anahtarlarını aldıktan sonra alt katta valizlerin olduğu bölüme iniyorum. Otobüsün başında küçük bir karışıklık, yine kahkahalar havaya karışıyor. Yaklaştığımda kulağıma hiç te yabancı olmayan cümleler geliyor:
- “Koçum, ben de bir hıyarım, sen de bir hıyarsın!”
Evet. Hıyar bile üç ayda yetişir, Bizim genç Elvin’in söylemi o kadar yıl hiç değişmemiş. Miami’nin bütün meyhanelerini dolaşır gibi değişik otellerde çalışmış, şimdilik Radisson’da konuşlanmış. Artık orta yaşlı. Ama ne dişleri sararmış, ne de gözlerindeki ışıltı solmuş. Saçları zaten hiç yoktu. O koskoca gülümsemesi adeta içinize huzur yayıyor.
Elbette eskileri hatırlamadı ama o tarihlerde gelen Türk grupları ile yaptığı sohbetler aklında. Hala vatandaşlarımıza takılmaya devam ediyor. Bana ve yerdeki gökteki herkese 'Burada işini çok iyi yapan büyük bir valiz taşıyıcı yaşıyormuş' dedirtiyor.
Kimbilir bir daha görür müyüm? Siz de Miami’de bir hıyar ile karşılaşırsanız, unutmayın, Elvin’dir. Gülümseyin.
Çünkü o gülünce, adeta tüm dünya gülümsüyor…
| www.ersu.net © Özge Ersu |
|