![]() | ||
| 04 Eylül 2006 | Boğaların Sessizliği | |
|
| |
Tüm dünyada olduğu gibi, İspanya’da da günümüzün değer yargıları ile biçimlenen modern yaşam, gelenekleri hızla değiştiriyor. Bu süreç, kökeni yüzyıllarca öncesine dayanan boğa güreşlerini ve ülkenin en ünlü arenası Madrid Las Ventas'ı da etkilemiş durumda. Eski matador, efsanevi boğa güreşçisi Juan Belmonte’nin torunu ve Las Ventas’ın müdürü Juan Carlos Beca Belmonte, - “Eskiden bir poster asmamız yeterliydi… İnsanlar koşarcasına gelirdi” diyor. “Artık biz seyirci peşinde koşuyoruz.” Şimdi pelerin sallamak yerine bilgisayarının faresini tıklayarak, güreşlerin televizyonlarda yayınlanabilmesi için sponsor bulmaya ve meraklıları yenilediği Internet sitesine yönlendirmeye çalışıyor. Aslında günler geçtikçe sponsor bulmak daha da zorlaşıyor. Uluslarası kuruluşlar, müşterilerinin bu tür vahşi bir gösteriyi destekliyor olmayasını istemiyorlar. Bu arada, unutmayalım ki, boğa güreşini zevkle izleyen kitle artık iyice yaşlanmış durumda. Las Ventas’ın izleyici yaş ortalaması 55 civarında ve neredeyse tamamı erkek. Konuştuğum tüm organizatörler, artık büyükbabaların, eskiden olduğu gibi torunlarını güzelce giydirip ellerinden tutarak boğa güreşlerine getirmediğindi söylüyor. Günümüzde, herkesin kendini göstermeye ve birbirini görmeye geldiği çok ender bir kaç festival dışında, anladığım kadarı ile koltukların sadece % 25-30’u dolabiliyor. Boğa güreşi dediğimizde, Ernest Hemingway’i anmadan geçmeyelim elbette. Büyük yazar, gösterileri her zaman zengin yiyecek ve içecek ikramlarının olduğu gölgeli ve serin V.I.P. locasından izlemekteymiş. Aslında bir boğa güreşi fanatiği olan Hemingway'in yaşamındaki en önemli kırılma noktalarından biri 1932 yılında “Death in the Afternoon” (Öğleden Sonra Ölüm) adlı romanının yayımlanması. Zaten bu romandan önce, “The Undefeated” (Yenilmez) ve “The Sun Also Rises” (Güneş Yine Doğar) adlı hikayelerinde, “Corrida de Toros” hakkında, ne kadar derin bir bilgiye sahip olduğunu sergiliyor. Bu kitabı önce altlarına küçük notlar iliştireceği resimli bir belgesel olarak hazırlamayı düşünmüş. Ama aylar boyunca neredeyse 1.500 boğanın katline ve onlarca matadorun ölümüne tanıklık ettikçe, kitap neredeyse yazarın kendi deyişi ile boğa güreşi üzerine yazılmış en kapsamlı İngilizce referans haline gelmiş. 278 sayfalık bu yapıtta 80 adet resim, 3 adet indeks ve boğa güreşi terimleri sözlüğü yer alıyor. Okuduğunuz satırları daha ayrıntılı olarak kaleme alabilmek için, yukarıda sözünü ettiğim kitapları bir kez daha okuduğumda, yazarın 1920’li yılların iyi ve kötü neredeyse tüm matadorlarının derin bir analizini yapmış olduğunu gördüm. Ayrıca birçok ünlü boğanın bilgilerini de koymayı unutmamış. Tüm bunların yanısıra, gösterileri çılgıncasına destekleyen kalabalığı da sosyal ve psikolojik yönden incelemiş. Sonuçta çok sevdiği boğa güreşlerini bir spor gibi görmeyi bırakıp, “trajedi” olarak nitelendirmeye başlamış. Peki bu gösterileri görsel bir şölen olarak heyecanla bekleyen, İspanyolca gazetelerin kültür eklerindeki yazıları zun uzun okuyan ve güreşlere hala gelmeye devam eden fanatik bir kitle yok mu? Madrid'de evet. Endülüs'te iyice azalmış durumda. Ama sıklıkla gittiğimiz Barcelona, yani Katalunya'nın merkezi artık bu gösterileri yasaklamayı ciddi olarak düşünüyor. Ben bile yıllar içinde, bir zamanlar güreşleri seyrettiğim Plaza de Spagna’daki Arena'nın 2000'li yılların başında önce alt kısımlarının kesilerek üst dokunun bozulmadan askıya alınmasına, daha sonra da modern bir alışveriş merkezi haline getirilmesine tanık oldum. Karaborsacılardan zorlukla sıyrılarak bilet bulduğum seanslarda konuklarımı tahta sıralara oturtup, gölgede bu kanlı gösteriyi izletmek, artık ne benim tur programlarımda yer alıyor ne de Katalan’ların hafta sonu planlarında... Yabancı bir gazetede, Boğa Festivalleri Yaşatma Derneği Başkanı Luis Corrales'in demecini okumuştum: - “Eskiden gidebileceğimiz ya bir futbol maçı, ya da boğa güreşi vardı” diyordu. “Ya da sinema… Oysa şimdi kendimizi, çocuklarımızı ve torunlarımızı eğlendirecek o kadar olanak var ki.” Galiba sorun, güreş meraklılarının torunlarının ilgisini dağıtan DVD'ler ve yüzlerce televizyon kanalı değil. Bakın, Valencia Arena'sının eski müdürü ve günümüz işadamı Alejandro Saez’in Gallup Poll’a 1971 ile 2002 yılları arasındaki veriler çerçevesinde yaptırdığı araştırmada ortaya çıkan gerçek, son 30 yıl içerisinde, “herhengi bir düzeyde” bu tür güreşler ile ilgisi olduğunu söyleyenlerin oranının % 55’ten, % 30’lara indiği yönünde. Hele 24 yaşın altındakiler için, bu ilgi % 17’ler dolaylarında imiş. Televizyon dedim de, İspanya'ya her gidişimde gündeme bir ucundan yapışabilmek için zaman buldukça kanalları incelerim. Ama her sene daha az boğa güreşi ile karşılaştığımı belirtmeliyim. Çünkü tüm bu değişen zevkler karşısında İspanyol devlet televizyonu yayın saatlerinde 1999 senesinden beri % 20’lik bir kesintiye gitti. Önümüzdeki senelerde de, kademeli olarak bu kesintinin arttırılacağını duymuştum. Zaten İspanyol radyolarının en ünlü boğa güreşi sunucusu Paco Delgado da, artık ülkenin en önemli iki özel televizyon kanalının, gösterileri yayınlamayı tamamiyle durdurduğunu belirtiyor. Aslında, politik açıdan bakıldığında da işler pek parlak değil. Yine Katalunya, 14 yaşından küçüklerin boğa güreşlerini seyretmesini kesinlikle yasaklamış durumda. Biraz önce değindiğim Saez Raporu’nda, bölgedeki Katalan’ların neredeyse % 82’si, bu tür gösterileri “vahşi” buluyor. Bazı arena yöneticilerine göre de gençler, İspanya’nın adeta sembolü olmuş bu güreşleri, yakın geçmişlerindeki diktatör Franco’nun bağnazlığı ve tutuculuğu ile özdeşleştiriyorlarmış. Ne ilgiçtir ki, Katalunya'da yasaklamalar etkisini göstermeye başlamış olsa da, Asturias, Endülüs, Castilia La Mancha, Extremadura gibi bölgelerde boğa güreşleri devam ediyor. Üstelik son 10 yılda, gösteri adedi 700’lerden 1.200’lere yükselmiş durumda. Bu yükselişin en önemli nedeni, 1980’lerde kurulan ve devlet destekli 11 adet Boğa Güreşi Okulu’ndan mezun olan genç matadorların “staj” yapabilmelerini sağlamak. Arenalara gelince... Neredeyse tamamı yerel yönetimlerin kontrolünde. Aslında, gelecek gösteriler için yatırım yapmak bir yana, uzmanlara göre, kısa süreli kontratlar yüzünden karlılık iyice azalmış durumda. İşte bu nedenle boğa güreşi düzenleyenler bir arena kiraladıklarında yerel yönetim kendilerinden tüm bir yılın etkinlik programını istiyor. Yine Saez Raporu’na dönersek güreşlerin yaklaşık 70.000 İspanyol vatandaşına iş sağladığını görmekteyiz. Bu "mezbahalar" da aynı zamanda tüm ülkeye yayılan 1.200’ün üzerindeki boğa yetiştiricisinin de “tüketim” merkezi. Bence arz ile talep arasındaki ince dengede buluşyorlar. Peki İspanya’ya dağılmış bulunan 600’ün üzerindeki arena yöneticisi, gençleri tribünlerde görebilmek ve gelirlerini artırabilmek için neler yapıyorlar? Öncelikle arenaların üstünü geçici olarak kapatarak, kış aylarında da kullanıma açık tutup konserler düzenliyorlar. Hatta boğaları öldürmek yerine onların boynuzları üzerinde taklalar atan akrobatları gösterilere çıkartıyorlar. Bazı küçük arenalar, adeta bir film yıldızı kadar ünlü olan "yaşayan efsane" matadorları kiralıyorlar. Yetersiz kaldıkları zamanlarda da, pazarlama ve finans kuruluşlarının da kapısını çalmaktan çekinmiyorlar. Örneğin Madrid Las Ventas arenası yöneticilerinden 72 yaşındaki Joze Antonio Martinez Uranga, Real Madrid Futbol Klübü yönetim kurulu üyesi ve Arenayı şimdilik bir emlak kuruluşu ile ortak idare ediyor. - “Değişim, lehimize olmasa da, zorunlu” diyor. “Hep geçmişe demir atmış şekilde yaşayamazsınız…” Aynı şekilde, Madrid’deki IESE İş Yönetimi Okulu ve MIT (Massachusetts Institute of Technology) eğitimcilerinden Brian Subirana ekliyor : - “Hayat tarzındaki değişiklikler, aslında bir yarış gibidir, yaptığımız işte daha yaratıcı ve daha etkili olmalıyız.” Bana sorarsanız boğa güreşi endüstrisi aslında yakın geçmişe kadar yaratıcılık, değişim ve verimlilik kelimelerinden habersizdi. Endüstri derken, neredeyse her gelir ve giderin nakit olarak ödendiğini, tüm muhasebenin de yakın zamana kadar bilgisayarsız yapıldığını da belirtelim. Madrid Las Ventas’ın günümüzdeki yöneticilerinin avukatı Jose Maria Garcia-Lujan, - “Musluk akarken, kimse bir şeye dokunmak istemez” diyerek özetliyor eski durumu. Gerçekten durum bu kadar dramatik mi? Evimizin kapısını çalan sütçülerin, sokaktan geçen çıngıraklı yoğurtçuların yerini, marketten aldığımız plastik kutular almışken, acaba boğa güreşlerini de böylesine bir son mu bekliyor? Bence henüz değil... Çünkü İspanya’daki 600 arenanın en ünlü 60 tanesi, hala yılda yaklaşık 6 ile 10 milyon arası seyirci toplayabiliyor. Örneğin Madrid’deki San Isidro gibi festivaller, neredeyse bir uluslararası tenis turnuvasının yarattığı devinimi yaratabiliyor. Buna bir de bu tür gösterilerin biletlerle ve farklı uygulamalarla tavlanması kolay olan politikacıların en sevdiği ortam olduğu gerçeğini ekleyin. İşte sonuçta her zaman olmasa da benzeri organizasyonlarda biletler gösteri günü gelmeden satılıp bitiyor. Üstü açılır-kapanır bir düzenek ile neredeyse tüm yıl boyunca sadece boğa güreşleri için değil, spor karşılaşmaları için de uygun hale getirilen Madrid’deki Palacio de Vistalegre’nin yöneticisi, aynı zamanda Madrid’deki IE Yönetim Fakültesi’nde gösteri yönetimi öğretmenliği yapan Juan Ignacio Carbonell’e göre ise maliyetler çok yüksek ve gelirler çok düşük. Carbonell, birçok arenanın zararda olduğunu vurguluyor. Örneğin Valencia gibi üst düzeydeki bir arenada boğa güreşi düzenlemeya çalışmanın açılış bedeli 240.000 Euro civarında. Yaklaşık 200.000 Euro iki kalem için harcanıyor : İlki boğaların satın alınması. Boğa başına yetiştiricisine göre 7.000 Euro ile 30.000 Euro arası ücret ödeniyor. Diğer büyük harcama ise matadorlara ve ekibine gidiyor. Matadorların maliyetlerine gelince... El Juli gibi çok ünlü bir matador, 340.000 Euro ile kapıyı açıyor. Bu durumda sahneye yakınlığına, lüksüne ve gölge olup olmamasına göre fiyatları 4 Euro’dan başlayıp 115 Euro’ya kadar çıkan yerlerin en az %75’inin satılarak doldurulması gerekiyor. Garcia Lujan’a göre, Madrid Arena'sı da diğerleri gibi, San Isidro gibi festivaller süresince önceden 24 adet gösteri paketini satarak tüm yılın zararını karşılamaya çalışıyor. Bu tablo karşısında Carbonell, bu törensel gösteriyi devam ettirmek üzere, şu anda yaklaşık 80 alt bölüme ayrılmış bulunan sektörün birleşmek zorunda kalacağını, bu birleşimin boğa yetiştiricilerinden arena yönetimine, matador eğitiminden ilgili her bölümü kontrol eden şirketlere kadar uzanacağını ve neticede piyasada 3-4 büyük ismin oluşacağını öngörüyor. Bu birleşime kadar, bu geleneksel gösteriyi 21. yüzyıl zevklerine uydurabilme çalışmaları sürüyor. Boğa güreşi, sadece İspanya veya İspanyol kültürü etkisindeki ülkelerde yapılmıyor elbette. Örneğin Fransa Nimes’de yılların arena müdürü Simon Casas, gösteriye yeni bir artistik yön vermeye çalışıyor : Miquel Barcelo gibi ünlü çağdaş sanatçılara poster tasarımı siparişi veriyor, İspanya’daki boğa güreşlerini filme çeken ekiplerin başına danışman olarak film yönetmenlerini getiriyor. Casas’a göre, 1980’den beri Nimes Festivali’ndeki seyirci sayısı tam üçe katlanarak 150.000’e çıkmış durumda. Bir gün, Picasso konulu bir gösteri yapacağını söylüyor. Valencia arenasında ise Saez, sektörün içinden gelenler ile güçlerini birleştirmekten yana : 2001 senesinde gençlerin dikkatini gösterilere çekebilmek için bilet fiyatlarının çaok aşağı çekilmesinden, arena içinde bir kokteyl bar kurulmasına, tatili çağrıştıran sahilde güneşlenen boğa afişleri ile yapılmış mizahi kampanyalardan, kapağında George Clooney’in oluğu boğa güreşi dergilerine kadar birçok yöntem deneniyor. Ben bile zaman zaman, Kolombiya asıllı şarkıcı Shakira’nın katıldığı veya Flamenco yıldızı Sara Baras’ın renklendirdiği gösterilere denk geliyorum. Belki de burada önemli olan, modern zamanlara uygun bir yaratıcılık sergileyebilmek. Saez sözlerini, - “Amacım, küçücük bir alanda sıkışıp kalmış bir gelenek yerine, güreşleri günümüz insanının yaşamında belli bir yere oturtmak” diye noktalarken, Woody Allen ve Bill Murray ile yapılmış boğa güreşi konulu röportajların yer aldığı dergilerden söz ediyor. Dört senelik dönemde ilk kez son 6 aydır kara geçtiğini belirterek, bir gün şansını Madrid’de deneyeceğini söylüyor. Aklında hep günümüz futbol yıldızlarının röportajları gibi ünlü matadorlar ile yapılan söyleşilerin hayali var… Boğa Güreşlerini Koruma Derneği Başkanı Corrales bile, modernleşmenin gereğini vurguluyor: - “Örneğin, neden gösteriler daha uygun bir zamanda yapılmasın? Pazar öğleden sonra ölüm, biraz hafta sonu keyfini kaçıran bir söylem... Perşembe akşamları nasıl?” - “Yazın, herkes uzaktaki yazlıklara, sahillere gidiyor” diyor Corrales. "Eğer Barcerlona’nın 40 kilometre dışında, yazlığınızda iseniz, viskinizi yudumlarken aklınıza gelecek en son şey şehirde boğaları görmeye gitmek olacaktır” diyerek sözlerini bitiriyor. İşte Barcelona, Madrid, Endülüs, Toledo veya Valencia benzeri coğrafyalarda şehir gezilerimi yaparken bir arenanın önüne geldiğimizde, içimden tüm bu ayrıntıları anlatmak geliyor... Oysa bize düşen sadece 10 dakika fotoğraf molasına sığdırılan bir kaç kare ve boğa güreşleri üzerine üç beş paragraf söz. Yalnız, en azından siz kırmızı pelerinin altında neler olduğunu biliyorsunuz artık. | www.ersu.net © Özge Ersu |
| ||
![]() | ||